25 Ekim 2016 Salı

bakış

"kendine iyi bak" diyorsam
bu senin için olduğu kadar
benim için de...
"neden?" deme.

kalbim böyle attığınca,
bedenim toprağa,
nefesim göğe vardığınca,
şu fani ömrüce, ben
güneşin turuncu alnına,
kızıl tarlanın buğdayına,
yeşile aşkından doğan ağacın 
bin bereketli dalına 
bakar gibi hep
sana bakmak istiyorum.

22 Ekim 2016 Cumartesi

gürültülü şiir

neden mi bu ısrar?!
sor bir 'niye?'

aklıma 'çat' diye
kalbime 'güm' diye
düştün de,
onca zaman oldu 
kapıdan 'dan' diye
giresin, 
karşıma 'tak' diye
çıkasın 
diye diye
bir ömür tükettim
öyle gürültü patırtı!

kalbim aklıma söz geçiremedi
aklım kalbime sus diyemedi
diye.

20 Ekim 2016 Perşembe

hep böyle gel

sonra bir şarkı gelir 
konuşur seninle
kalbinin atışları değişir
şarkı gitmez, 
sen değişirsin
aşk

ne oldu kalbim çiçek mi açtın?
yoksa geldi mi ilkbahar 
kimbilir

belki de yaşamayı hak edecek kadar; 
iyiyi, güzeli beklemeyi bilmekti hayat... 
var 'ol'mak

dünyayı kendi bedenin ve ruhun gibi algılamadan nasıl var olabilirsin?

nasıl ayırabilirsin zihnini kalbinden...
parmak uçlarından başının üzerine kadar sana emanet olan bedenini
nasıl ikna edebilirsin uyuyan bir gecede yıldızlarda dans etmeye?
yahut... baharın ilk çiçeklerine düşmüşken çiy damlası
nasıl karşı koyabilirsin çimlerin üzerinde çıplak ayak koşmaya?!

canla başla yükünü taşıyıp evine gitme derdindeki karıncayla konuşmadan,
kış soğuğunda bedenini yavrularına yuva yapan Cingöz kediye bakmadan,
nasıl anlarsın yaşam mücadelesindeki Arif Amcayı, Hasibe Teyzeyi?!

dünya üç günlük yaşamında bakmaya doyamadığın kelebek kadar, köşe bucak kaçtığın börtü böceğe hak ettiğini vermedikçe değişmeyecek..
şu alemde, sana cömertçe sunulan güzelliklerle doyduğun kadar, başını çevirip bakamadığın şeylerle eksiksin..
içindeki boşluğu doldurmak istiyorsan eğer, önce kendi devrik kalelerini keşfedeceksin...

çünkü dünyayı ancak, kendi bedenin ve ruhun gibi algılayarak var olabilirsin..

değer

dünyada en heyecan verici olan, 
ektiğin tohumların geri dönüşü... 
tek bunun için 
yaşamaya değer


red

5 yaşında birine 
basitçe açıklayamadığım, 
açıklayamayacağım 
her ne varsa 
-tümünü- 
anlamayı 
reddediyorum.

14 Ekim 2016 Cuma

akış

tutukluk...
benim anlayabileceğim şey değil
akmalı alabildiğine...
ya da hepten durmalı,
susmalı.
madem

konuşmak,
görüşmek,
dokunmak için
her 'an'ı fırsat bilmek
değil miydi aşk?

yoksa
dünya dönmüş
dönmemiş
kimin umrunda?!
değil miydi?

değildiyse de
aşk olsun!

10 Ekim 2016 Pazartesi

kavramsal

kavramların suçu yok
tümünün içini boşaltan
insan...

sevgi sevgi değil
inanç inanç değil
barış barış değil
yaşam yaşam değil

mandalla ipe asılmış 
çuval gibi tümü
içi boşalmış
kevgire dönmüş kavramlar

kafalar da boşalmış
boş levha zihinler
kalplerde desen tık yok
teneke mübarek...

tek kavram kaplamış 
yer küreyi baştan ayağa
rengi, tadı, kokusu sarmış
zapt etmiş, esir almış insanlığı

nefret ondan beslenir
kibir ondan beslenir
baskı ondan beslenir
şiddet ondan beslenir

kıskançlık, ayrımcılık,
açgözlülük desen hep ondan...
içi dolu tek kavram bu ya ne desem boş
gidip de kağıt parçasını mı suçlayayım?

onun suçu yok
tümünün içini dolduran insan
ki insan insan değil.