23 Kasım 2016 Çarşamba

aşk olsun

oynayalım derken
bulutların üstünden atlayıp
kendimizi unutmayı,
çimlerin üzerinde koşup
sarı çiçeklere bulanmayı
kastetmiştim

sen kahramanım olup
vahşi rüzgarda koşarken
ben mor ejderhanın elinde
gökyüzünden umut dağıtıp
seninle kavuşmayı
hayal etmiştim

parlak toplar ışırken
ağaç evimizin dalları üzerinde
cırcır böceklerinin şarkısıyla
hayallerimizi fener yapıp
bir bir uçuralım
istemiştim

ama biliyor musun?
karnımdaki ağrıyı
göğsüme oturan yumruyu
sırtımdan çıkan ateşi
düşünmemiştim hiç
'aşk olsun'...

iyisi mi sen kal o duvarda
'on'a kadar say
ben de kalbim elimde
son'a kadar saklanayım
hiç bulama beni...
bu oyun bitmesin...


17 Kasım 2016 Perşembe

Kim bilir ki(m)...

Doğa, kendi parçası olan insanlığın düşmanlığı karşısında şaşkın olsa gerek.. 
Belki ondandır ay'ın da gelip yakından bir bakması...
Güneş de şaşkındır eminim...
Bitkiler ve hayvanlar tüm iyi niyet ve güzellikleriyle insanlığı daha ne kadar idare edebilecekler bilinmez... 
Bütünün parçası olduğunu kimbilir ne zaman hissedecek insanlık?!
Doğa affetse de, kendi kalbinde kendini affedebilecek mi...kim bilir..
Ki bilen bilir...

12 Kasım 2016 Cumartesi

nazende böcek

kalbimdeki kelebeğe söz geçiremiyorum
dur desem kanat çırpıyor
uç desem çiçek açıyor
elime alsam bir yaramaz böcek
uzaktan baksam göz kırpıyor
bir uslanmadın gitti pul kanatlım
dur kırılma, şikayet değil 
...
de belki biraz hayret
ne yapsam ne etsem
bir deli divane aklıma
bir de senin pervane kanadına
söz geçiremiyorum

10 Kasım 2016 Perşembe

benden içeri

hayatın özünü bulmuş gibi
çiçeğe saplanan arıda
gördüm aşkımı da
anımsadım
nasıl dantel gibi işlediğimi 
seni
incecik bir yaprağın 
can damarına...
bu uçsuz bucaksız 
ormanda
ve nasıl verdiğimi
benden bir parça
şevkle, tutkuyla
sabırla...
dokunmaya kıyamadığım,
sevmeye doyamadığım
o doğuştan asil,
o savruldukçe güçlenen
serin toprağına...

4 Kasım 2016 Cuma

bir varmış bir yokmuş

birileri demiş ki;
"git bu toprakların üzerine"
kara bulut ol 
ama,
kuraklıkta yağma
sel ol, fırtına ol,
ateşi körükle 
ama,
üşüyeni ısıtma
alabildiğine ört güneşi
içeri aydınlığı sızdırma
sürekli ağla
ama,
ağlayana merhem olma
güçlü ol, kudretli ol 
ama,
güçsüzü kollama

birileri demiş ki;
"git bu toprakların üzerine"
ez çiçekleri, 
öldür bahtı, bereketi
ve ardında
tek bir umut tohumu bırakma.
sus pus

susması gereken tek şey silah, lakin pek sevilir... 
korkulan şey ise kalem, sebebi basit
çünkü silah fani bedeni öldürür, 
kalem ise fikirleri, değerleri yaşatır...
ruhu özgür ve ölümsüz kılar... 
renklerin göçü

bütün renkleri öldürdükleri gün 
o şeyin adı artık yaşam olmayacak. 
inşa ettikleri cehennemi yaşarken kimi,
o güzelim renkler çoktan cennete göçmüş olacak...
inşa edilen çarpık sistemden şimdi mutlu-mutsuz herkes nasibini alacaktır...
yamuktan doğruya, haksızlıktan Hakk'a varılmaz çünkü...

hakkaniyet istiyorsan doğru düşünecek, doğru davranacaksın...
birine yapılan haksızlıktan utanç duymak için onunla aynı görüşte olmak gerekmiyor, insan olmak yeterli.