29 Aralık 2016 Perşembe

sitemli şiir

ve bir şey olur...
engelleyemezsin
bırakır gidersin
en hayırlısı değil mi?
bıraksan da olur
bırakmasan da...
hayır değil de nedir...

sahi sen
en çok sana 
yaklaşıp da
arkandan
oynayanından
çekmedin mi,
en güzelinden?

tek yüz çevirdiğim
odur benim.
oysa
insan yok mu
şöyle mert olanı,
ayna gibi düz,
aynı gibi esaslı

bir şey olur 
engelleyemezsin
melek gibi süzülür 
kalbine çiçek bırakır da
sonra anlar,
bırakır gidersin
en hayırlısı değil mi?

bir daha 
açmam kapımı
dersin
kılık değiştirir, gelir
her dönem ayrı devrin
ayrı dünyanın
aynı insanı

eşine, dostuna 
yanaşır
evine, bahçene 
yaklaşır
engelleyemezsin.
ama sonra 
bir şey olur

kalbine doğru
bir daha yol vermez,
bırakır gidersin
en hayırlısı değil mi?
bıraksan da olur
bırakmasan da...
hayır değil de nedir...

25 Aralık 2016 Pazar

tuhaf şiir 

bazı şeyleri anlayamadan...
o yüzden sakınarak...
o yüzden kaçınarak...
o yüzden uzaklaşarak...
açık denizlere doğru
anlayamadıklarını 
geride bırakarak...

vicdanından bağımsız olmak
ne tuhaf...
kural tanımadan 
salt kendine olmak

vicdan olmadan
kendi olmak
kendi olmadan
bağımsız olmak

olur mu?
ne tuhaf

ayıp ettiğini
bilmeden yaşamak mı
bilerek ayıp etmek mi
ikisi de alengirli
ve
ne tuhaf

ayıp etmek de ne ola ki?
diye düşüneni
bunu hiç mi hiç düşünmeyeni 
ayıplamak da 
başka
bir tuhaf

o yüzden sakınarak...
o yüzden kaçınarak...
o yüzden uzaklaşarak...
açık denizlere doğru...

anlayamadıklarını 
geride bırakarak...
bazı şeyleri anlayamadan...
...
ne tuhaf...

12 Aralık 2016 Pazartesi

biz iki su damlacığı
gül yaprağına 
kök ve dal olup da
onda kavuşmadık mı?
araf

hasretin seni getirmediği
bende,
beni bırakmadığı yer
uykumda uyandığım
düşümde,
gerçek olduğun yer
elini tutacakken uzak
kalbinde,
düştüğüm yer
sudayken nefesi arayan
iç çekişinde,
düğümlendiğim yer
kendini kurtarmanın sensizlikli
bir son,
olduğunu bildiğin yer

23 Kasım 2016 Çarşamba

aşk olsun

oynayalım derken
bulutların üstünden atlayıp
kendimizi unutmayı,
çimlerin üzerinde koşup
sarı çiçeklere bulanmayı
kastetmiştim

sen kahramanım olup
vahşi rüzgarda koşarken
ben mor ejderhanın elinde
gökyüzünden umut dağıtıp
seninle kavuşmayı
hayal etmiştim

parlak toplar ışırken
ağaç evimizin dalları üzerinde
cırcır böceklerinin şarkısıyla
hayallerimizi fener yapıp
bir bir uçuralım
istemiştim

ama biliyor musun?
karnımdaki ağrıyı
göğsüme oturan yumruyu
sırtımdan çıkan ateşi
düşünmemiştim hiç
'aşk olsun'...

iyisi mi sen kal o duvarda
'on'a kadar say
ben de kalbim elimde
son'a kadar saklanayım
hiç bulama beni...
bu oyun bitmesin...


17 Kasım 2016 Perşembe

Kim bilir ki(m)...

Doğa, kendi parçası olan insanlığın düşmanlığı karşısında şaşkın olsa gerek.. 
Belki ondandır ay'ın da gelip yakından bir bakması...
Güneş de şaşkındır eminim...
Bitkiler ve hayvanlar tüm iyi niyet ve güzellikleriyle insanlığı daha ne kadar idare edebilecekler bilinmez... 
Bütünün parçası olduğunu kimbilir ne zaman hissedecek insanlık?!
Doğa affetse de, kendi kalbinde kendini affedebilecek mi...kim bilir..
Ki bilen bilir...

12 Kasım 2016 Cumartesi

nazende böcek

kalbimdeki kelebeğe söz geçiremiyorum
dur desem kanat çırpıyor
uç desem çiçek açıyor
elime alsam bir yaramaz böcek
uzaktan baksam göz kırpıyor
bir uslanmadın gitti pul kanatlım
dur kırılma, şikayet değil 
...
de belki biraz hayret
ne yapsam ne etsem
bir deli divane aklıma
bir de senin pervane kanadına
söz geçiremiyorum

10 Kasım 2016 Perşembe

benden içeri

hayatın özünü bulmuş gibi
çiçeğe saplanan arıda
gördüm aşkımı da
anımsadım
nasıl dantel gibi işlediğimi 
seni
incecik bir yaprağın 
can damarına...
bu uçsuz bucaksız 
ormanda
ve nasıl verdiğimi
benden bir parça
şevkle, tutkuyla
sabırla...
dokunmaya kıyamadığım,
sevmeye doyamadığım
o doğuştan asil,
o savruldukçe güçlenen
serin toprağına...

4 Kasım 2016 Cuma

bir varmış bir yokmuş

birileri demiş ki;
"git bu toprakların üzerine"
kara bulut ol 
ama,
kuraklıkta yağma
sel ol, fırtına ol,
ateşi körükle 
ama,
üşüyeni ısıtma
alabildiğine ört güneşi
içeri aydınlığı sızdırma
sürekli ağla
ama,
ağlayana merhem olma
güçlü ol, kudretli ol 
ama,
güçsüzü kollama

birileri demiş ki;
"git bu toprakların üzerine"
ez çiçekleri, 
öldür bahtı, bereketi
ve ardında
tek bir umut tohumu bırakma.
sus pus

susması gereken tek şey silah, lakin pek sevilir... 
korkulan şey ise kalem, sebebi basit
çünkü silah fani bedeni öldürür, 
kalem ise fikirleri, değerleri yaşatır...
ruhu özgür ve ölümsüz kılar... 
renklerin göçü

bütün renkleri öldürdükleri gün 
o şeyin adı artık yaşam olmayacak. 
inşa ettikleri cehennemi yaşarken kimi,
o güzelim renkler çoktan cennete göçmüş olacak...
inşa edilen çarpık sistemden şimdi mutlu-mutsuz herkes nasibini alacaktır...
yamuktan doğruya, haksızlıktan Hakk'a varılmaz çünkü...

hakkaniyet istiyorsan doğru düşünecek, doğru davranacaksın...
birine yapılan haksızlıktan utanç duymak için onunla aynı görüşte olmak gerekmiyor, insan olmak yeterli.

25 Ekim 2016 Salı

bakış

"kendine iyi bak" diyorsam
bu senin için olduğu kadar
benim için de...
"neden?" deme.

kalbim böyle attığınca,
bedenim toprağa,
nefesim göğe vardığınca,
şu fani ömrüce, ben
güneşin turuncu alnına,
kızıl tarlanın buğdayına,
yeşile aşkından doğan ağacın 
bin bereketli dalına 
bakar gibi hep
sana bakmak istiyorum.

22 Ekim 2016 Cumartesi

gürültülü şiir

neden mi bu ısrar?!
sor bir 'niye?'

aklıma 'çat' diye
kalbime 'güm' diye
düştün de,
onca zaman oldu 
kapıdan 'dan' diye
giresin, 
karşıma 'tak' diye
çıkasın 
diye diye
bir ömür tükettim
öyle gürültü patırtı!

kalbim aklıma söz geçiremedi
aklım kalbime sus diyemedi
diye.

20 Ekim 2016 Perşembe

hep böyle gel

sonra bir şarkı gelir 
konuşur seninle
kalbinin atışları değişir
şarkı gitmez, 
sen değişirsin
aşk

ne oldu kalbim çiçek mi açtın?
yoksa geldi mi ilkbahar 
kimbilir

belki de yaşamayı hak edecek kadar; 
iyiyi, güzeli beklemeyi bilmekti hayat... 
var 'ol'mak

dünyayı kendi bedenin ve ruhun gibi algılamadan nasıl var olabilirsin?

nasıl ayırabilirsin zihnini kalbinden...
parmak uçlarından başının üzerine kadar sana emanet olan bedenini
nasıl ikna edebilirsin uyuyan bir gecede yıldızlarda dans etmeye?
yahut... baharın ilk çiçeklerine düşmüşken çiy damlası
nasıl karşı koyabilirsin çimlerin üzerinde çıplak ayak koşmaya?!

canla başla yükünü taşıyıp evine gitme derdindeki karıncayla konuşmadan,
kış soğuğunda bedenini yavrularına yuva yapan Cingöz kediye bakmadan,
nasıl anlarsın yaşam mücadelesindeki Arif Amcayı, Hasibe Teyzeyi?!

dünya üç günlük yaşamında bakmaya doyamadığın kelebek kadar, köşe bucak kaçtığın börtü böceğe hak ettiğini vermedikçe değişmeyecek..
şu alemde, sana cömertçe sunulan güzelliklerle doyduğun kadar, başını çevirip bakamadığın şeylerle eksiksin..
içindeki boşluğu doldurmak istiyorsan eğer, önce kendi devrik kalelerini keşfedeceksin...

çünkü dünyayı ancak, kendi bedenin ve ruhun gibi algılayarak var olabilirsin..

değer

dünyada en heyecan verici olan, 
ektiğin tohumların geri dönüşü... 
tek bunun için 
yaşamaya değer


red

5 yaşında birine 
basitçe açıklayamadığım, 
açıklayamayacağım 
her ne varsa 
-tümünü- 
anlamayı 
reddediyorum.

14 Ekim 2016 Cuma

akış

tutukluk...
benim anlayabileceğim şey değil
akmalı alabildiğine...
ya da hepten durmalı,
susmalı.
madem

konuşmak,
görüşmek,
dokunmak için
her 'an'ı fırsat bilmek
değil miydi aşk?

yoksa
dünya dönmüş
dönmemiş
kimin umrunda?!
değil miydi?

değildiyse de
aşk olsun!

10 Ekim 2016 Pazartesi

kavramsal

kavramların suçu yok
tümünün içini boşaltan
insan...

sevgi sevgi değil
inanç inanç değil
barış barış değil
yaşam yaşam değil

mandalla ipe asılmış 
çuval gibi tümü
içi boşalmış
kevgire dönmüş kavramlar

kafalar da boşalmış
boş levha zihinler
kalplerde desen tık yok
teneke mübarek...

tek kavram kaplamış 
yer küreyi baştan ayağa
rengi, tadı, kokusu sarmış
zapt etmiş, esir almış insanlığı

nefret ondan beslenir
kibir ondan beslenir
baskı ondan beslenir
şiddet ondan beslenir

kıskançlık, ayrımcılık,
açgözlülük desen hep ondan...
içi dolu tek kavram bu ya ne desem boş
gidip de kağıt parçasını mı suçlayayım?

onun suçu yok
tümünün içini dolduran insan
ki insan insan değil.

27 Eylül 2016 Salı

hangisi?

bir karasızlıktır aldı beni
gözlerin dehlize açılan bir kapı
ellerin, sırları aralayan bir dua iken
bakışlarından parmak uçlarına 
uzayan sis perdesinde

yunus olup yolumu ararken ben
ateşten bir damla avuçlarımda
aşkı tutamaz iken 
kor çakıl taşlarında çıplak ayakla
yürüyemez iken
kendimden öte beni arayıp da
aynalarda bulamaz iken

bir kararsızlıktır aldı beni
gözlerin mi...?
ellerin mi...?

26 Eylül 2016 Pazartesi

ama illa ki

bir bakarsın
bütün gemiler gitmiş
kalbinle yüzmek kalmış denizlerde
...yüzersin
kanat çırpmak kalmış uzak göğe doğru
...kanatlanırsın
yürümek kalmış bulutlardan öteye
...yürürsün
ama öyle ama böyle...
ama illa ki ...

bir bakarsın 
ulaşmışsın
köprünün ötesine
bütün gemiler gitmiş
bir bakarsın
varmışsın
ama öyle ama böyle

22 Eylül 2016 Perşembe

ellerin senin

hep aradığım
sorunun cevabı gibi
ellerin...
kaygılara huzur
acılara umut gibi...
karanlıkta gözün kendiliğinden
varması gibi ışığa,
beyaz bir gül merhemi gibi
kuru ayazda çatlayan dudağıma...
bunaltıcı gün ardından
yüzüme çarptığım suyun verdiği
ilk derin nefes gibi...
aşk gibi...
...
şefkat gibi ...
...
çokça şükran
ve alabildiğine ilham dolu
ellerin...
senin.

20 Eylül 2016 Salı

portre

renkli kalemlerim var
anlatmaya yetecek kadar 
yüzündeki her bir çizgiyi 
ve yüzeydekini 
gölgeleyecek, derindeki 
saklı izleri
aydınlatacak kadar...
öyle açıktan koyuya
saydamdan karanlığa doğru
yaşamın tüm renklerini
içinde barındıran kalemlerim
anlatırlar...her gün...
yüzündeki her bir çizgiyi
eğer istersem
...
ki bir de... o çizgileri bir bir 
ince ince
kabuğu içinde saklayan
bir sırrım var ki
bilmem söylemiş miydim
birden gelir gürültüsü
olmadık yerde hızlanır da
tüm renkleri birbirine katar
biçare kalbim benim
çocuksu heyecanından
bazen inadı tutar
sonra her yer alabildiğine kırmızı
yer gök nar çiçeği
durdur durdurabilirsen
...
ama kabahat 
kalemlerde mi, renklerde mi?
belki kabahat de değil...
asıl maharet...
yüzünde mi?
o çizgileri yansıtan kalbinde mi?
yoksa hepsini bir bir saklayan 
benim biçarede mi?
valla hiç bilemeden...
çizdim gitti
portreni.
rüzgar ve deniz aynı limanda buluşurlar..
ve birlikte dalgaları yaratırlar

9 Eylül 2016 Cuma

ritüel 

derin nefes alıyorum
sen aklımdan geçip de
boğazıma düğümlenip
oradan kalbime düşerken
hayatta kalabilmek için

tek savunması bu işte
aciz bedenimin...

iyi ki de öyle!
bedenimi koruyan
o nefes, ruhumun
her gün... yeniden 
seninle doğuşu için...
sanrı

başka toprakta doğsam
şimdi "düşmanım" dediğim
ben olacaktım,
toprağın başka meyvesi,
başka bereketiyle besili
farklı bir suyun hararetiyle
belki bambaşka beden,
şimdiki 'ben'e yabancı
bambaşka bir ben olacaktım
gittiğim yollar bugünden ayrı
eşim dostum desen hepsi gayrı
belki 'el' dediğim ben olacaktım

şimdi kim düşman?
kim yabancı?
bu dünya bir han ise
değil mi ki herkes bir garip yolcu,
herkes dost...
tek gerçek
nefes, toprak, su ise
değil mi ki diğer tümü insan uydurması,
hepsi yalancı

3 Eylül 2016 Cumartesi

satır aralarında

belki en önemlisi
oradadır
okunmayı bekleyen
farkedilmeyi...
kalabalık caddelerdeki
harf sütunları arasında

belki sayfanın kıvrık ucu
altında yeşertmiştir
aşk tohumlarını
bina gölgelerine rağmen
kimbilir

belki en önemlisi
okunmayı bekleyendir
kayıp bir şehrin planı gibi
yaşamın bir başından
diğer ucuna
satır aralarında...
hep ve öte

gücüm olduğunca...
nefesim yettiğince...
kalbim yandığınca...
aşkım sabra vardığınca...

sen sen olduğunca...
ben...benden öte...
var gücümle
ben...sen olduğumca...

2 Eylül 2016 Cuma

geldiğinde

tek sen geldiğinde 
suyun şavkı vuruyor kalbime
duyduğum, kabimin sesi mi
kalbimde akan nehirlerin mi
ayırt edemiyorum o vakit...
içinde iyiyi, güzeli yeşertmeye, yaşatmaya gücü, iradesi yetmeyen insan çözümü iyileri karamalakta, öldürmekte, yok etmekte arıyor...
okyanus kadar geniş, zengin duygu ve düşünce dünyasında; kendini küçük, dar bir korku ve önyargı odasına kapatmış insan evladı...
çiçek kızım

ilk gün seninle doğdu
güneş seninle..
toprak çiçek açtı
ilk gülüş seninle...

senden sonrası hep bahar
bir gökkuşağı bir pembe...

bir sen varsın
ilk seninle doğdu 
bir gün, bir de gülüşün
sonrası hep çiçek..

20 Ağustos 2016 Cumartesi

tut elimden, birlikte koşalım
rüzgarla birlikte daha hızlı yükseliriz
dünyadaki acların üstüne...
bazen gözünün önündekini niye mi görmez insan
çünkü görmek kalbe ait bir eylem
ki duymak da öyle...

18 Ağustos 2016 Perşembe

kısa hayat kısa

çok da anlaşılmadı gönül
belki hayat anlaşılmak için kısa
...
belki anlatabilmekte maharet
belki anlamak isteyende
...
her durumda canı sağolsun demek
belki derin bir anlayış... belki sitem
...
belki hayat bunu anlamak için de kısa...

13 Ağustos 2016 Cumartesi

büyük iş

seni tanıyınca anladım
büyük şairlerin 
neden büyük olduklarını,
ne mümkün
kalbinde onca yük ile
küçük kalmak

nefes boruma 
tıkanan her yumruda,
'aniden kalbimden bir parça koptu' 
sanışımda anladım ki imkansız 
küçük bir yürekle
sağ kalmak

seni tanıyınca anladım
sevmek büyük işmiş
büyük şairlerin
neden büyük olduklarını
anlamak için
sevmek gerek

4 Ağustos 2016 Perşembe

toprağında

onca toz duman arasında
o kadar çiçektin...
kendi renklerimden tanıdım seni
en sevdiğim renktin

onca toz duman arasında..
affet bakmadan edemedim
seyre daldım açmış yaprağını
kıyamadım da dokunmaya

görebilmek için aralarken perdesini
sonra şükrettim toza, dumana...
sakladıkları için seni toprağında
alacalı kahve yorganında

o kadar çiçektin sen, kalbim rengi.
kalbim sustu, tek duyabilmek için
her nefesini heyecanla
onca toz duman arasında

22 Temmuz 2016 Cuma

geçer

yaşam suya yazı yazmak gibi...
suya dokunduğunda hissettiğin
ve vazgeçmenin hafifliği...
düşüş

tutunduğum dalın zayıf oluşundan değil, 
zayıf oluşunu kabul etmeyişimdendi düşmem...
kara

hiç korkum yok şükür...
sadece derin bir hüzün...
insanın karanlığa saplanışına.
bayram

barış ve huzurun olduğu her gün bayram; 
her yer bayram yeridir
cana-var

insan evladı kendi yarattığı canavarları 
baş edemeyince mutlaka ölüme göndermek ister...
o yüzden kendi içindeki canavarı 
sakın ola besleme...

8 Haziran 2016 Çarşamba

özlemek kalbin en mavi hali..
hoş vaad

içindeki cennete ulaşamayana
cennet vaadi boştur

hiç aydınlığı bilmeyen
karanlıktan vaz geçer mi?
ruhundaki bahçeye varamayan
gül bahçesinden geçer mi?

gözünü pul bürüyene taş
kibri gönlünü ezene laf boştur

hiç nefsine kul olan ile
kendini bilen bir olur mu?
yalanı, riyayı övüp de
hakikate kavuşmak olur mu?

sen gönlün ferah tut ey garip
nasıl sual olunmaz ise aşıktan
insanın acizliği böyle bir hoştur

içindeki cennete ulaşamayana
cennet vaadi boştur
seçim

kalbimin  baharında
çiçek olup açmak kolaydı
sen... kışımda, ayazımda kardelen,
yokluğumda buğday tanem,
fırtınamda rüzgar gülüm olup
has bahçemde durmayı seçtin..

13 Mayıs 2016 Cuma


dağ gibi

tek isteğim
başımı bir dağın göğsüne yaslayıp
gözlerimi kapayıp
evrenin sesini 
onun kalbinden dinlemek
çocukluğum

en kırılgan anımda 
saklandığım bir yer var
en iyi bildiğim..
bildiğim en eski,
en değişmez olan
bir yer var..
ama söylemem.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

suya hasret

ben ayaklarımı soksam suya
bileklerime kadar... ıslansam
sonra üşüsem biraz
içimi titretsem
su soğuk ama iyi gelse
çok iyi gelse sonra
o suyla yıkasam yorgunluğumu
buruşmuş parmak uçlarımla 
beyaz taşlara dokunsam
beyaz taşlar anlatsa suya
sabrımın yorgunluğunu
sonra kendimi suya bıraksam
güneş batarken
su beni anlasa
beni bana anlatsa
sonra yorgunluğumu
dalga dalga...
günbatımına uğurlasam...
ilhamınla

ben ne günü ne geceyi bitirebilen bir yorgun savaşçı...
yürürüm geceden sabaha doğru...
bir çiçekler anlar beni...
bir de saatler, şu yorgun halimi ..
kısa şiir

hayat kısa bir şiir gibi...
sözleri suya yazılı
anlamı göğe asılı
sureti toprakta biten.
-kendime notlar-ımdan

hayal et!
niyet et
hedef koy
çok çalış
disiplinli ol
daha çok çalış
şşt dağılma
peki dağıl biraz ama çabuk toplan 
çalışmaya devam
elinden geleni yap
teslim ol
şşt gerilme artık elinden geleni yap teslim ol dedim 
teslim ol ve inan!

çoğunlukla umutsuzluk ile umut etmek arasında bir yerde 
bir mucize durur, 
bizim tarafımızdan fark edilip, 
bizi mutlu etmeyi bekleyen..
baktığın şey, seni sana yansıtır..
sonra bir müzik gelir, alır götürür seni...
tam da olmak istediğin yere.. 
iyi ki...

9 Nisan 2016 Cumartesi

ışık kırılması

sürekli
korunacağım diye
sakınacağım diye
önyargılarınla ördüğün
demir duvardan
kötülük giremedi belki ama

iyiliğin güç bela araladığı, 
güzelliğin sabırla tuttuğu
o kapıdan sızan ışık da
demire çarpınca
kırılmadı mı?
bir aşk ki

bende bir başka beni
ortaya döker gibi
her gün daha çok
sevmek seni

sana kızmak ki,
kendime kızmak gibi
o bir başka güzel
ama saman alevi gibi
nasıl güzel olabilir ki kızmak?!
o, bir başka beni ateşler gibi
hemen sonra sözlerinde gülmek
gözlerinden gülmek gibi
sevda bir yudum su olup
dudaklarından dökülmek gibi
özlem uzağında gül olup
ellerinden açmak gibi
nasıl olur ki bunca sevmek?!
nefesi aşk olup da
içine çekmek gibi

bende bir başka beni
ortaya döker gibi
her gün daha çok
sevmek seni

aynı an

aynı yollardan geçip farklı duraklarda inmişiz
aynı duraktan binip farklı yollara gitmişiz
aynı yolda farklı anılar biriktirmişiz
ayrı yollarda aynı hayallere yükselmişiz
ta ki...zaman bizi 
aynı yolda 
aynı durakta
birleştirinceye dek...
sonra aynı anda..
aynı hissetmişiz..
aynı anda an'ı hissetmişiz

ihtimal

gerçek ya da değil...
gerçek olma ihtimalini sevmek...
-"nasıl oldu?" diye sordu.
- "yıllardır beklediğini bile bilmediğin bir şeyin, bir anda gelmesiydi... geldiğini farkettiğin anda ise; aslında yıllardır onu beklediğini bilmek gibiydi" diye cevapladı.
- "nasıl yani!? kafam karıştı" dedi.
- "kalbinin bir sesi, bir ritmi var.. o kalp her karşılaşmada birlikte şarkı söyleyecek bir diğer kalbi arar; kimi söyler, kimi susar... en zoru iki kalbin birbirini duyması"
- "?"
- " bunun gerçekleşmesi için kalbini ona gerçekten açman gerekir. ancak o zaman onun kalbinin müziğini duyabilirsin...ve duyduğunda..işte o yıllardır beklediğini bile bilmediğin bir şeyin bir anda gelmesidir".

20 Mart 2016 Pazar

Bir dünya hayalim var

Kaldırım kenarlarında rengarenk çiçeklerin bittiği,
Çocuk kahkahalarının parkları doldurduğu,
Yeşil heybetli ağaçların gölgesinde insanların huzur bulduğu,
Bereketli topraklardan fışkıran yemişlerin insanca, adilce paylaşıldığı, 
Müzik ve sanatın ruhları beslediği, aşkların şiirlere döküldüğü,

Okumaya, anlamaya, sorgulamaya, öğrenmeye, farkına varmaya, dinlemeye, saymaya, sevmeye, her gün daha çok sevmeye, affetmeye, onarmaya istekli;

yürekli, yüce gönüllü, duru görülü, dürüst, çalışkan ve iyi kalpli insanların hayat bulduğu bir bir dünya hayal ediyorum...

sonra sordu;
- "peki gerçek aşk var mıdır?"
- "vardır elbet"
- "hmm.. gerçek olduğunu nasıl anlarsın?"
- "O'nun yokluğu ve özlemiyle hissettiğin acının, tüm insanlığın çektiği acılar için hissetiklerinin üzerine çıkmaması için kendinle mücadeleye girmişsen eğer, bu gerçek aşktır."
- ...(?!) neden kendinle böyle bir mücadeleye giresin ki?!"
- "Çünkü gerçek aşk bencil değildir ve gerçekte, tüm insanlığın çektiği acılar için ağlayan bir kalbin ödülüdür"
- ...

fani

nereden geldiysen gel
nereye gidiyorsan git
geldiğin gün belli
günden ayrılacağın belli
bahçeni çiçekli kıl,
yolunu aydınlık
bilsem nedir bu kahır
nedir bu çılgınlık..
süreli geldin
misafirsin dostum
geçicisin işte 

suda bir'iz'

iki şey paylaşıyoruz seninle
hiç yazmadığımız satırları
ve o satır aralarında
paylaşılmamış olanları

o yüzden hep'iz' 
ve hiç'iz' birbirimize
suya yazdıklarımızı yudumlarken
sadece bir'iz'
sanrı

'hiç'lik felsefesinin yeşerdiği topraklarda 
kendini "her şey" sanmak...
ses

tüm kelimelerin ötesindekini anlatan
güçlü ve derin bir sesi var sesinin
ve ben kelimelerin ötesindekini
duymayı seviyorum...
değişim dönüşüm

bir kelime..bir cümle 
insanı değiştiremiyorsa..
ve yüreğini..
ya da bir olay...

bir acı değiştirmeye yetmiyorsa
ya da onlarcası..yüzlercesi...
dönüştüremiyorsa insanı
ve yüreğini...

ölünce değişir mi acaba insan?
yeterli olur mu değiştirmeye...dönüştürmeye
kendi ölümü
kendini... ve yüreğini...

olmaz

"aman ben iyi olayım da ötekine ne olursa olsun" 
hiç olur mu?! 
kiminle paylaşıyorsun dünyayı?

14 Mart 2016 Pazartesi

fark

bir kişi farkına varsa dünyası değişir
kişi bir farkına varsa dünyası değişir
dünyanın bir farkına varsa kişi değişir
varsa bir kişi farkına varan dünya değişir
bu dünyada

insanları isimlere, kavramlara, sayılara, gruplara
bölüp bölüp
yaftalayıp , etiketleyip, ayırıp
birbirinden uzaklaştırmak işin ilk kısmı
içeriden zayıflatmak deniyor buna..

sonra dışarıdan birinin gelip yapacağı tek şey pimi çekmek
ki bu en kolay kısmı..
tek daha fazla güç için, iktidar için..
karşılıklı çıkarlar için
takım çalışması deniyor buna..

"yazık korumadağınız, parçaladığınız birlik duygusuna...!"
ki bu "tek iyi olmak", "iyiye ulaşmak isteyen" insanın yakarışı,
sevgiyi arayışı..
romantiklik deniyor buna da
dünyada.

terör

neyi beslersen onu büyütürsün...
savaş meydanlarda ve denk şartlarda olur...ki bu savaş değil.
terör ise korkaklık işidir... sinsidir..
kontrolsüz güç ve hırs karşılığını terör olarak bulur..
halklar hep bu korkaklık ve sidik savaşının kurbanı olur..

pul

satın alan ya da alınan farketmez.. 
orada efendi "para"... 
diğerleri kul...
Dünya malı ile gözü dönenin, 
cenneti saray, okulu haremdir 

öz

kabuklar kırılır, dökülür; 
şekiller değişir, gelişir; 
maharet içeridekini, 
'öz'ü koruyabilmekte...
olur

insan, insan olduğunda
çocuk, çocuk
erkek, erkek,
kadın da kadın...
insan, insan olduğunda...
mağduriyet ile barbarlık arasında, 
dengeli duruş sergileyen bir 'insanlık' var...    
güçsüzken de, güçlüyken de 
daima 'insan' kalmayı başaran... iyi ki!
bedenin dahi ruhuna emanetken, 
mülkiyet duygusu 
her daim bir yanılsamadan ibaret..
Mart

Hoşgeldin Mart,
Gönlümün pembe baharı...
Özlemimin mavi buğusu...
Çocukluğumun portakal şekeri...
Hoşgeldin...
has bahçem

bekliyorum ilk gülünü
açtığı o ilk yerde..
kalbini açtığın yerde 
ki o benim emanetim..
sabırla bekliyorum gününü
ki o benim ilk gülen gülüm
gönlüm, bekleyen gülünü
ilk ektiğin o yerde
has bahçemde..
rüya

seni hızla kendime çekmesem..
basıyordun renkli balıkların üzerine
"balığın yolda ne işi var?" deme..
rüya bu... yürüyorduk elele,
çocukluğumun izleri üzerinde..
her seferinde daha çok sevmek
...
her seferinde...
daha...
çok...
sevmek...
farklı sesleri bastırmaya, sindirmeye, susturmaya çalıştığında..
yalnız iki ses kalır geriye...
bomba ve silah sesleri,
kendi sesin..

23 Şubat 2016 Salı

olsun

olmadığını bildiğinde merhem,
olmasını istediğinde ise dilek
olup akan ne güzel sözdür...
'olsun'...
(y)ara

bazen hayat
sana yazılmadığını bildiğin
şiirlerin dizelerinde,
şarkıların sözlerinde,
mektupların satırlarında,
kendini aramaktı...
kendime notlar -2-

kötünün mutlaka 
çoktur söyleyecek sözü ...
gel boşver onu da,
sen "iyi" ne söylüyorsun?
ondan haber ver...
sabır

sabrımı sınadın ya sevgili
nasıl da fark edemedin 
sabrımın, sonsuzluğa giderken
seni bırakıp da geride
beni de yanında götüreceğini...
kim bilebilir ki..
ne kadar vaktimiz olduğunu...
daha fazla sevebilmek için...
beton dünyasında ağaç olmak

19 Şubat 2016 Cuma

kendime notlar -1-

sözün senin olsun
öz'ünden haber ver.

zayıf çiçeklerin savrulmadığı, 
ince dalların kırılmadığı, 
sarı buğdayların dağılmadığı..
bir ılık meltemin özlemindeyim

18 Şubat 2016 Perşembe

kırılgan

masumiyetin güçlü kırılganlığına..
hiç kıyamadım kırılganlığına...
...
kırılganlığına iyi bak..
---
ve asla geçiş verme karanlığa..
ve kırılganlığından bir canavar yaratma
asla!
ses-sen-sin

farklı sesleri bastırmaya, 
sindirmeye, susturmaya çalıştığında..
yalnız iki ses kalır geriye...

bomba ve silah sesleri,
kendi sesin..
sınav

gözü dönmüş insanlığın 
yok etmek için çoktur sebebi...
beğenmediği insanı, 
sevmediği hayvanı, 
manzarasını kesen ağacı 
bir çırpıda yok eder.
gözü açtır çünkü...

terbiye edemediği 
nefs-i emmare 
doymak bilmez.
doğruyu eğriden ayırıp da
akl-ı selim
olmak bilmez.
son

ölümüm 
son şiirim 
olacak.
ilk kez bakıyormuş gibi..
bir de son kez bakıyormuş gibi..
hep aşkla bak!
havai fişekler uzun
kuşlar ölüyor ...
kıyamet

aydınlıklara karanlık dolmadan,
gecelere güneş doğmadan
gökyüzü yerle yeksan olup, 
yeryüzü ateşe doymadan...

iyisi mi sen beni unut..
bu dünya beni uyutmadan.
iyisi mi sen beni unut..
aşka vakit dolmadan.

ben yağmuru seviyorum, toprağı da.. 
çamurla zorum ne o zaman
duvar yazısı

beraberce bir duvar yazısına baktık..

ben önce duvarın pembe rengini gördüm,
O, siyah lekeleri...
ben o lekelerde kelebek gördüm, kuş gördüm,
O, lekelerdeki harfleri...
ben kelimelerdeki şiiri okudum,
O, cümlelerdeki matematiği..
ben yazının kalanını tamamladım,
O noktalama işaretlerini...

beraberce bir duvar yazısına baktık..
dakikalarca aynı yazıya baktık..
anca iki bedende tek ruh olunca..
okumayı (tamamladık) bıraktık...

7 Şubat 2016 Pazar

aşkla

içinde aşk olmalı!
ancak aşkla yaşamı hissedebilirsin..
varlığına ancak öyle anlam katabilirsin
barışı, huzuru nefretle getiremezsin
cehaleti öfkenle, kibirinle yenemezsin
tek aşkla meydan okuyabilirsin savaşa!
tek..aşkla!
sen ve ben

yükseldikçe çoğalan 
bulutlar gibiyiz
çoğaldıkça coşan
yağmurlar gibi bir de
coştukça büyüyen
dalgalar gibiyiz
büyüdükçe yükselen...

sen ve ben
koca bir kuşun
çırptıkça birbirine kavuşan
kanatları gibiyiz
tutkuy(l)a bağlı

kimi gelişi zamansız..
kimi sert olur..
alır aklımı başımdan,
dört nala koşan kısrak gibi...
savurur bir yana saçlarımı,
öte yana sabrımı..
ehlileştiremediğim deli rüzgar!

gümüş sükunetimsin...
meğer gecelerce kanat çırptığım yer 'başlangıç noktası'ymış...

1 Şubat 2016 Pazartesi

baharı karşılayan en kısa söz...
kısa ve öz.. 
şubat.. 

31 Ocak 2016 Pazar

öz

çok tanıdık bu gidiş
evvelce de
bir gidiş gittin benden
hatırlıyor musun?

ben o zaman ay oldum, gölge oldum
gecene ulaşmak için.
çiçeklerde öz oldum, hayat buldum
kokuna varmak için.

su oldum, toprak oldum
dualarına kavuşmak için.
bir deli, bir divane oldum...
ruhunda aşka varmak için.

ben bir 'an' oldum, sonra zaman oldum
kendi derdimde kayboldum..
ta uzaklarda ararken seni
kendi derinliğimde boğuldum.

bir gidiş gittin de giderken..
sakladığın aşkı geride,
ben hiç bilmediğim bir yerde...
kendi özümde buldum.

çok tanıdık gidiş bu.
evvelce de
gitmiştin.
hatırlıyorum.